İNSANLAR, TANRILAR VE TAPINAKLAR

 

 

                               

 

         Diğer dinlerdekini tam olarak bilmiyorum; Hıristiyanlarda, Meryem Ana’nın Efes’teki yaşadığı yeri, ilk kiliselerden Antakya’daki Jean Paul Kilise’sini ve Müslümanlarda, Arabistan’daki Kâbe’yi ziyaret edenler hacı olmuş sayılıyorlar.

         Muhammet ümmeti için hacca gitmek İslamiyet’in beş şartında biri. Hali vakti yerinde olan her Müslüman, ömründe en az bir kere Arabistan’a gidip, Mekke’deki Kâbe’yi tavaf etmeli, orada kurban kesmeli. Kâbe, İbrahim Peygamber zamanında yapıldığına inanılan bir tapınaktır; eğer öyleyse Yahudiler, İbrahim’e Müslümanlardan daha yakın oldukları halde Kâbe’yi onlar neden hiç ziyaret etmezler bir türlü aklım almıyor ya, neyse orası ayrı bir mesele.

         Müslümanlara gelince, hacı olmak için başka bir tapınağa değil de neden Kâbe’ye giderler; Kâbe’nin ayrıcalığı nedir? Bu sorunun yanıtını birlikte bulmaya çalışalım şimdi. Konu Müslümanları ilgilendirdiği için biz de İslamiyet ve Kuran açısından ele alacağız.

         Bütün dünyada, özellikle İslamiyet’in doğduğu Ortadoğu’da yapılan kazılarda, “Allah” sözcüğünün geçtiği hiçbir yazıta veya kaynağa rastlanmadı şimdiye kadar. Muhammet’ten önce o bölgeye gezi yapmış hiçbir gezgin Allah’tan bahsetmez. Örneğin, Herodot, kendi adıyla anılan eserin “Üçüncü Kitap: Thalia” kısmında, Arabistan’ı ve Arapları anlatırken, oradaki engerek yılanlarından, o coğrafyada üretilen tütsülerden, kadın ile erkeğin her birleşme sonrası yıkanma geleneklerinden ve başka birçok şeyden uzun uzadıya bahsettiği halde Allah ve ona tapınma hakkında tek sözcük söylemez. NEDEN?  Bu durumda şöyle bir şey geliyor insanın aklına: “Muhammet’ten, yani İslamiyet’ten önce Allah yok muydu?” Örneğin Sümerlerin yaşamları ile ilgili çok küçük ayrıntılara bile çivi yazılı tabletlerde karşılaşmak mümkün ama Allah sözcüğünün A’sı bile bulunmaz.  Hâlbuki Kuran’da, önce gökle yeri altı günde, sonra Âdem ile Havva’yı yaratan Allah’ın ezeli ve ebedi olduğu yazılıdır.

         Gerçekten öyleyse Allah adı İslamiyet’e kadar hiçbir yerde neden geçmez? Bu bir. İkincisi: Kuran’da, insanları yaratmaya, yoktan var etmeye ancak Allah’ın gücünün yettiği, Müslümanlar haricinde kimselerin taptıkları tanrıların böyle bir güçlerinin olmadığı ısrarla belirtilir; bu doğruysa İslamiyet’e kadarki onca insanı kim yarattı? Onları da Müslümanların tanrısı mı yarattı yoksa başka biri mi?

         Bunlar sorulduğu zaman bazıları şöyle bir yanıt veriyorlar:

         “İslamiyet’ten evvel Allah olmaz olur mu, elbette vardı, ama o zamanki kişiler, “Allah” değil de “Tanrı” diyorlardı ona.

         Biri Müslümanlarınki, diğeri de onların olmak üzere iki tane tanrı mı vardı yani?

         Bu soruya cevapları ise şöyle oluyor:

         “Tövbe, tövbe, tövbe! Allah vardır ve birdir; Muhammet de onun elçisidir.”

         Yani Müslümanların taptığı tanrı ile Müslümanlık öncesi kişilerin taptığı tanrı aynı tanrı mı?

         “Ama onlar başka tanrılara tapıyorlardı.”

         Başka tanrı var mı ki, tapsınlar?

         ……………………………….

         Orda kesiliyorlar işte. Fakat ben sormaya devam ediyorum: Eğer tanrı bir ise, İslamiyet öncesi insanları ve bizi, hatta yeryüzünde yaşamış ve yaşamakta olanların hepsini, “var” dediğimiz o bir tek tanrı yaratmışsa, kişiler ve devletler arasındaki bu din kavgaları nedendir? Dinler arasında yapılan savaşlarda onca kan neden döküldü?

         Bunlara benzer daha çok sorular sorulabilir ama ben o kadarına gerek görmüyorum. Aslında mesele şu: Nasıl, Müslümanlar camiye, Hıristiyanlar kiliseye, Yahudiler sinagoga gidip ayin yapıyorlarsa eski insanlar da yaptıkları tapınaklara gidip, orada ayin yapıyor, dilek diliyor, dua ediyorlardı. Örneğin Arabistan’da, Kureyş Kabilesi dışında kabileler ve bu kabilelerin Kâbe haricinde yüz kadar tapınakları ve çok tanrılı dinlerin yanında Haniflik, Yıldıza Tapma, Mecusilik ile semavi dinlerden Yahudilik, Hristiyanlık vardı; herkes, kendi tapınağında, kendi yöntemince ayin yapardı. Ama Kureyş Kabilesi’nden olan Muhammet, diğer tapınakları yıktı ve onları da kendi kabilesinin tapınağında ayin yapmaya mecbur etti. Hatta İslamiyet’in ilk yıllarında Müslümanlar, Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya yönelerek namaz kılarlardı ve sonradan Kâbe’ye dönüp namaz kılmaya karar verdiler.

 Allah adı nerden kaynaklanıyor, biraz da onun üzerinde duralım: İslamiyet öncesi Kâbe’de yılın her günü için bir tane olmak üzere üç yüz altmış put bulunuyordu. Bunlardan bir tanesinin adı Al İlah idi. Muhammet, öteki bütün putları kırdırdı ve Al İlah’ı tek tanrı olarak kabul etti. “Al İlah” sonradan Allah’a dönüştürüldü.

         Netice olarak: Yeryüzündeki bütün insanları bir tek tanrı yaratmıştır; eğer, dedikleri gibi Müslümanlık mantık diniyse mantık böyle diyor. Bunun tersini düşünmek, birden çok tanrının varlığını kabul etmek demektir ve böyle bir şeyse zaten İslamiyet’e ters düşer. O halde Müslümanlık öncesi ve sonrası inşa edilmiş, içinde ayinler yapılmış ve yapılmakta olan, dualar edilmiş ve edilmekte olan, dileklerde bulunulmuş ve bulunulmakta olan, dünyanın her tarafındaki tapınaklar, o bir tek tanrının tapınaklarıdır ve her biri Kâbe kadar kutsaldır.

         Bu durumda, hacı olmak için Kâbe’ye gitmeye gerek yoktur; hangi dinden ve mezhepten olursanız olun, yeryüzündeki herhangi bir tapınağa gidip, hacı olmanız mümkündür.

         Bunu kabul etmeyenler, dinler arasındaki çatışmalardan çıkar sağlayanlardır; yeryüzünde barış olması elbette ki, onların işine gelmez.

Toplumlar ve devletler arasında dostluk ve barış sağlanabilmesi için, kendini aydın sayan herkes, buna inanmalı ve başkalarına da anlatmalıdır. Aydın olmanın bir sorumluluğur.

 Mustafa Sağlam 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !