NE KADARSINIZ?

                                                    

Sahi siz ne kadarsınız? Ya da ne kadar olduğunuzu düşünüyorsunuz? Ne kadar değer biçiyorsunuz kendinize?

Size tuhaf gelebilir ama insanların kendilerine en çok sorduğu sorulardan biri budur sanırım. Açıkça söyleyemez ama kendisine ne kadar değer biçildiğini merak eder herkes. Bu yüzden kişi, sık sık başkalarıyla karşılaştırır kendini. Bir kısım kıskançlıklar da bunun sonucu doğar zaten.

Diyeceksiniz ki, “İnsan, neye göre ölçülür? Kişinin değeri ölçülürken kullanılan ölçüm aracı nedir?” Çok yerinde bir soru. Ağırlıkları kilogram, uzunlukları metre, zamanı saatle ölçerler ve bu ölçekler dünyanın her yerinde aynıdır aşağı yukarı. Bunun dışında alınan, satılan şeyler parayla değerlendirilir. Arada bir, “Sen kaç paralık adamsın!” derlerse de yanıtı olan bir soru değildir bu; insana paha biçmek olanaklı değildir. İnsana değer biçecek ölçütler, ötekilerden farklı olarak kişiden kişiye değişir de ondan. Diğerlerindeki değişmezlik burda yoktur ve hem de yeryüzünde kaç kişi varsa o sayı kadar değişir hale gelir.

Her şahsın, karşısındakine değer biçecek kendisine has bir ölçütü vardır elinde. Yolda, sokakta, çarşıda, kısacası insanoğlunun bulunduğu her yerde elindeki bu ölçütle gezer kişiler. Bazıları, buna “o şahsın değer yargısı” diyorlarsa da ben “ölçütü” demeyi daha uygun buluyorum.

Paradan başlayalım isterseniz, en çok kullanılan bu çünkü; işadamları, “parababası” dediğimiz kişiler için elbette para önemlidir. Gördükleri her şeyin değerini paraya göre ölçer biçerler. Paradır onların değer yargısı. İlk tanıştıklarında, veya bir toplantıda, herhangi biriyle oturup konuşurken, yanından geçerken o kişiye, sahip olduğu veya olabileceği paraya göre değer verirler hep. O kişinin değeri, cebindeki parası kadardır onun gözünde. Bakışıyla, konuşurken kullandığı sözcükleriyle, hatta verdiği selamla belli eder bunu.

Başka biri de şöyle: Güzelliği ve yakışıklılığı ile isim yapmış bir aktör, bir aktris, bir manken de olabilir bu, karşısındakini güzelliği veya bedeninin düzgünlüğüyle değerlendirir hep. Onun değer yargısı da odur çünkü. Karşısındakinin değeri, sahip olduğu güzelliği kadardır onun ölçütleriyle ölçünce. Başkaları ne derse desin, güzelliğinin dışındakiler onu ilgilendirmez.

Yine, müzikle uğraşan, şarkı söyleyen veya enstrüman çalan bir sanatçı, onun enstrüman çalışı ya da şarkı söyleyişi kadar değer biçer karşısındakine, onun elindeki ölçüt de odur. Kendi çaldığının, söylediğinin ne kadarı kadar çalıp söylüyorsa onun varlığı o kadardır onun hesabınca.

Bir siyasetçinin büyüklüğü, kalabalığı ikna edip oyunu alabilme becerisi kadardır başka bir siyasetçinin tartısına göre. Hangi yola başvurursa vursun bu önemli değil, önemli olan almayı başarabildiği oyun sayısıdır ve aldığı oy kadar saygı gösterir ona.

Çevrede en çok görülen ölçütlerden biri de dindarlıktır. Bir kişi, ne denli dine değer veriyor, onu önemsiyorsa karşısındakini de dindar kılığı veya dindarca davranışıyla değerlendirir her zaman. Dindarlığının ağırlığı kadardır karşısındakinin ağırlığı.

Bir halterci için ötekinin kaldırabildiği yük; bir edebiyatçı için karşısındakinin sahip olduğu okuyucu; bir araba yarışçısı içinse karşısındakinin yapabildiği hız kadardır değeri.

Mevlana, her şey bir yana, insana verdiği kıymet, hümanistliğiyle ölçerdi kişilerin değerini. Atatürk ise, yurtseverliği, demokrasiye ve çağdaşlığa olan bağlılığına önem verirdi karşısındakinin. Daha eskilere gidip, örneğin Sokrates’e bakacak olursak o, düşünme, sorgulama ve araştırma yeteneklerine göre değer biçerdi insanlara.

Epeyce uzatabilirsiniz bu örnekleri ama anlayan, zaten anlamıştır herhalde. Tek cümleyle söyleyecek olursak: Bir kimsenin değer verdiği şey, onun ölçütü, yani değer yargısıdır aynı zamanda; karşısındakini ona göre ölçüp biçer, değerlendirir. Ve bunun sonucu olarak şunu söyleyebiliriz: İnsanların, herkesin saygısını kazanma çabası boşunadır, bunu hiç kimse başaramaz, ölçütler farklıdır çünkü. Doğal olarak sonuçlar da farklı çıkacaktır şüphesiz.

Kıssadan hisse: Bir ömrü başkalarına yaranmaya çalışarak geçirmek boşuna; mutlu bir yaşam sürmek için kendimiz olmak en iyisi.

Mustafa Sağlam

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !